etipufum elif

Evliliğimizin ikinci yılında gittiğim rutin doktor kontrolümde “Polikistik Over” diye bir sendromdan muzdarip olduğumu öğrendim. Bu rahatsızlık, kadınlarda sık görülmekle birlikte bebekte de tedavi gerektirebilirmiş. Evet, çocukları çok seviyorum. Hatta o zamanlar gözüm kara; üç beş çocuk yaparım kafasındayım. Ama henüz değil. Biz daha iki senedir ertelediğimiz balayımızı yapacağız. Üç beş ülke gezeceğiz, filan. Ben bu sendromla zamanı geldiğinde başa çıkarım diyorum. Diyorum demesine ama hiç de öyle doktorun dediği gibi olmuyor. Hiç hesapta yokken çat diye hamile kalıyorum. Orhan ve ben ŞOK. Bizim aşiretteyse bayram havası… Nasıl bir iletişim yoluyla yayıldıysa beş dakika içinde bütün Karadeniz haberdar oluyor içimdeki beş haftalık fasulye tanesinden…

Ben biraz nazlı bir karakter olduğumdan, hamile olduğumu öğrenir öğrenmez moda giriyorum. Bir bulanmalar, uyku halleri, 9 aylık hamile gibi paytak paytak yürümeler… Hamileliğin bütün avantajlarından yararlanıyorum ilk günden beri. Sonra bir gün, gerçekten kasıklarımda bir ağrı… Ayakta duramıyorum… Kolumu bile kaldıramıyorum… Tabi bu sefer beni kimse ciddiye almıyor. “Ay Zeynep, biz de çocuk doğurduk. Hiç senin gibi nazlanmadık.” diyorlar. Tam da o esnada, ayağa kalkmamla birlikte  oluk oluk kanıyorum. Hastaneye nasıl geldiğimizi hatırlamıyorum. “Erkek jinekolog istemem!” tabumu da o gece beni muayene eden erkek nöbetçi doktorlarla yıkmış oluyorum.

kızlarımın hikayesi

Elif’in güçlü bir kız olacağı daha o zamandan belli. Öyle sıkı tutunuyor ki bana, o kadar kanamaya rağmen benimle kalmayı başarıyor. Kanamanın sebebi:  “Subkoryonik hematom”. Bayılırım böyle havalı isimli hastalıkları kendime çekmeye zaten. Gebeliğime ilaç tedavisi alıp yatarak devam etmek durumundayım. Yatarız iyi güzel, o kolay da okul ne olacak? Öğrencilerim, velilerim, müdürüm… Ne diyeceğim onlara diye düşünürken, canım velilerimden gelen destek mailleriyle moral buluyorum. Ve karanlık geçen birkaç haftadan sonra gebeliğimin 12. haftasında öğrencilerime kavuşuyorum.

 

Bu arada sayısız doktor değiştiriyorum. Onun kaşı bunun gözü derken, her hafta başka bir doktora kontrole gidiyorum.  Bizde abidik gubidik sendromlar biter mi? 20. haftamda (hani şu ayrıntılı ultrason haftası) beni karanlıklara sürükleyen son darbe de “Ay bak bu doktor sosyetenin de doktoruymuş bak çok severim.” kafasıyla gittiğim ünlü bir profesörden geliyor: “Bebeğinizin beyninde koroid pleksus kisti var. Zamanla kaybolabilir. Endişelenmeye gerek yok.” Ya sen bir anne adayına “beyin, kist, pleksus mileksus” diyorsun ve endişelenmemesini bekliyorsun. Olacak iş mi? Bir milyon test yaptırıyorum. Üç beş doktor daha geziyorum. Korkulacak bir şey olmadığına Elif doğar doğmaz doktorlara zorla yaptırdığım testlerden sonra karar veriyorum. (Evet, Elif doğduktan sonra bile bu konudaki psikopatlığım devam etti.)

elifin hikayesi

  1. haftadan sonrası çok daha kolay geçiyor. İlk haftadan bu yana “Bir şey olmaz, benim çocuğum o.” diyerek rahatlığın zirvesinde takılan bir koca ,  “Ya başka bir şey çıkarsa, ya öğrencilerinden biri karnına vurursa.” gibi bin bir türlü kuruntuyu aklına getiren bir anne (galiba benden daha hamileydi bu konuda) ile geçiriyorum haftalarımı. Okul günlerim, öğretmen arkadaşlarımın destekleriyle nispeten rahat geçiyor. En büyük destekçilerimse öğrencilerim… Şuan aklıma geldikçe bile gözlerim doluyor. “Şişşttt sessiz olun öğretmenimin karnında bebek uyuyor.” inceliğinde bir Zeynep, her sabah önce bana, sonra Elif’e günaydın diyen bir Ayşenaz, bebek tekmesi takip sayacım Aras, “Kızınız doğunca ona banka oyununu öğretebilirim.” sözü veren Bay Montessori Efe… Canım montessori sınıfım kalbimdesiniz…

Ve doğum…

Düşük riski ortadan kalktıktan sonra tam gaz bebek hazırlıkları yapmaya ve normal doğuma hazırlanmaya başlıyorum… Pozitif doğum hikayeleri okuyup gaza geliyorum. Suda doğuracağım diye hastane araştırmaya koyuluyorum. Kegel egzersizleri, nefes egzersizleri, pilates topu üzerinde şekilden şekile girmeler… Ve olmazsa olmaz yoga kursları ile çılgınlarca doğum sürecine hazırlanıyorum. Son aylarım yaz mevsimine geldiği için her gün havuzda yüzüyorum. Son haftalarımda (muhtemelen havuzdan)  idrar yolu enfeksiyonu kapmamla birlikte planlar suya düşüyor. Kutu kutu ilaç kullanmama rağmen, enfeksiyonum geçmek bilmiyor. Doktorlarım çatı muayenemi de değerlendirdikten sonra, doğal doğuma uygun olmadığım konusunda hemfikir oluyorlar. Herhalde üç beş doktora daha gidiyorum ikna olmak için. Annem zaten kendi doğumları çok travmatik geçtiğinden normal doğuma külliyen karşı… Tamam diyorum madem öyle sezaryen olsun…  Yeter ki sağlıkla doğsun…

hamilelik sürecim

Ve uzun lafın kısası 01 Ekim 2015 sabahı doktorumun deyimiyle “çok yakışıklı bir kız çocuğu” dünyaya geliyor ve ben anne oluyorum.

Bu hikâyeden çıkarabileceğiniz en anlamlı sonuç: Dünyanın en acemi hamilesi bendim. Lütfen örnek almayınız.

Siz sormadan ben cevaplayayım…

kızımın doğum hikayesiHamilelik sürecinde yiyip içip yatmaktan 25 kilo aldım. Ama korkmayın doğurduğum hastane koridorunda gaz atmaya çalışırken verdim kilolarımı. Bir öksürdüm, bir 10 kilo da öyle gitti derken bir baktım eskisi gibi 34 bedenim… (Bu hikâyeyi inandırıcı bulmadıysanız “Doğum sonrası  nasıl kilo verilir?” postuma beklerim..

  • Atakent Acıbadem hastanesinde Epidural anestezi ile doğum yaptım. Doğum için üç beş doktorumdan birine karar vermek zorunda kaldım. En ufak bir  korku yaşamadım. Güle oynaya girdim. Güle oynaya çıktım. Birkaç saat sonra ağrım sızı başladı ama bebeğimi kucaklayınca onu da unuttum.
  • Elif 3.620 gr 49 cm doğdu ve hep anne sütü aldı.
  • Sezaryenle çabuk toparlanamazsın dediler ama hemen ayaklandım.
  • Hastane odamı ailem ve canım arkadaşım Özgeyle süsledim.  Çok kalabalık olacağımızı bildiğimden azıcık mahremiyet olur ümidiyle süit oda tuttum, tutmaz olaydım.  Bir ara saydım, sadece benim yattığım odada 23 kişi vardı. Neyse ki ikinci doğumda akıllandım. (Bakınız: Su kızım Nehir’in Doğum Hikayesi)
  • Orhan, ısrarlarım sonucu doğuma girdi. Bedenen ordaydı ama ruhu nerelerdeydi bilemiyorum. Doktorum neredeyse ona da anestezi verecekti 🙂
  • “Kızımı görür görmez inanılmaz bir duygu seline kapıldım. İşte o an anne olduğumu anladım. Dünyanın en güzel duygusu…” vs vs… Ben bunların hiç birini yaşamadım. Yaşadıklarım: “Bu ne kadar kara böyle?”, ” İlerde beyazlar mı Derya Hanım?”, ”Benim kızım di mi bu? ” gibi şeylerdi. Ama bu sorular zamanla yerini tarif bile edemeyeceğim duygulara bıraktı. Elif büyüdükçe sevgisi büyüdü. Anne olunca anlarsın dedikleri şey oldu. Ben bambaşka bir insan oldum.

elifim

PAYLAŞ
Önceki İçerikSu Kızım Nehir’in Doğum Hikayesi
Sonraki İçerikBebek Odalarında En Çok Kullanılan Renkler
Doğayı, seyahat etmeyi, müzik ve dansı çok severim. Ama en çok da çocukları... Öğretmenlik bilgi ve deneyimlerimi anneliğime aktarmaya çalıştığım şu günlerde gözlemlediklerimi, araştırıp öğrendiklerimi, başardıklarımı ve çuvalladıklarımı sizlerle paylaşacağım… Umarım bu siteye göz gezdirirken hoş vakit geçirirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here