annemin karnında top var

Kardeş gelince neler hissedilir bugün gibi hatırlarım. Melek kardeşim Engin doğduğunda ben 4 yaşındaydım. Annemin  sancıları gelip hastaneye yatması gerektiğinde beni apar topar komşuya paketlediler. Oradan da amcamlara… Kimsede bir açıklama yok. Annem babam nerede? Annemi bir daha görebilecek miyim? Hiç bir fikrim yok. Benden iki yaş büyük kuzenim olaya biraz daha vakıf. “Annenin çocuğu olacak.” diyor.

Peki ama ben ne olacağım?

“Sende bizimle kalacaksın. Biz sana bakacağız.”

Sanırım sonsuza kadar orada kalacağımı sanmıştım. Sabahlara kadar ağlamıştım bu yüzden… Şimdi bu kız kardeşini kıskanmasın da ne yapsın?

İkinci çocuk planı yapmaya başladığımızda, ilk aklıma gelen bu anı oldu. Elif karmakarışık duygularla karşılamamalıydı kardeşini…

kardeş kıskançlığı

Hamileliğimi öğrendiğimde Elif sadece dokuz aylıktı. Kendisi de henüz bebek olduğundan işimizin kolay olduğunu düşünüyordum. O daha bir kardeş ne demektir anlamadan bilmeden, ben doğurmuş olacaktım. Ne yazık ki hesaplamalarımda yanılmışım… Folik asit çocuğu bunlar, anlamazlar mı?

Instagramdan bizim kızın videolarını takip edenler bilir.  Eti pufum konuşmaya biraz erken başladı. Sanırım 16 aylık  kadar ancaktı. Bir gün koca karnımı tuttu ve “Anne top vey.” dedi. Meğer çocuğumun şemasında bütün yuvarlak şeyler top olarak kodlanmış.  E, ben de yusyuvarlak olduğuma göre pek de haksız sayılmazdı bu benzetmesinde…

kardeş kıskançlığı ile nasıl baş edilirBirilerinin ona karnımdakinin bir top olmadığını anlatması gerekiyordu. Okudum araştırdım. Öğretmenlikten gelen bilgilerimi annelik süzgecinden geçirerek uygulamaya başladım.

Elif’in doğum fotoğraflarının bulunduğu albümde hamilelik fotoğraflarım da vardı. Albümün zaman tüneli şeklinde ilerliyor oluşundan faydalanarak, hamileliğimden Elif’in gelişine kadar her şeyi, basit bir dille anlattım. “Bunun adı Zeynep. Bunun adı Orhan. Elif neredeymiş? İşte buradaaa! (Fotoğraftaki karnımı göstererek) Annesinin karnında… Sen o zaman çok çok küçüktün. Seni karnımdaki sıcacık yuvada büyüttüm.  (Nasıl doğduğuna ilişkin ayrıntıları ileriki yaşlara bırakmayı tercih ettim.) Bak bu senin bebekliğin. O zaman ellerin  ayakların ufacıktı. Daha yürümeyi bilmiyordun. Seni kucağımızda taşıyorduk. Daha dişlerin çıkmamıştı. Köfte(en sevdiği)  yiyemiyordun. Sana mememden süt veriyordum. Sonra sen  büyüdün. Çorba içmeyi öğrendin. Köfte yemeye başladın. Yürümeyi ve Konuşmayı öğrendin. Salıncağa binmeyi öğrendin vs vs… Seni çok seviyoruz. Şimdi burada karnımda yine bir bebek var. Yeterince büyüdüğünde dışarı çıkacak ve senin bir kardeşin olacak. Adı Nehir. Onu da çok seveceğiz.

Yukarıdaki gibi konuşmaları zaman zaman tekrarladık.  Artık kendisi gelip karnıma dokunuyor. Kendi kendine: “Bu ne?” diye sorup “Nehir!” diye cevaplıyordu.

elifin ablalık günleriNehir’in doğumu için hazırlık yaparken  Elif’i  de olabildiğince sürece dahil ettim. Örneğin, kıyafet alışverişine gittiğimizde Elif’e aldığım  tişörtün küçük bedenini  ona gösterip: “Bak bu da senin tişörtünün küçüğü. Bunu kardeşine alalım.” dedim. Evde Elif’ten küçülen kıyafetler olduğunda: “Sen bunu bebekken giyiyordun. Şimdi küçüldü. İstersen bu sepette Nehir için saklayabilirsin.” dedim. Bir süre sonra sepet olur olmaz şeylerle dolup taşmıştı. Her bulduğunu; bu Nehir’in deyip sepete atıyordu. (Bu arada Halen Elif’e küçülen şeyleri kendisine sorarak ayırırım. İstiyorsa paylaşır, istemiyorsa kararlarına saygı duymak gerek.)

Ultrason kontrollerimize mecbur kalmadıkça Elif’i götürmedim. Ben bile ultrasondaki görüntüyle gerçekleri örtüştüremezken, çocuğun kafasında siyah beyaz bir kardeş algısı oluşsun istemedim. (Bazı uzmanlar doktor kontrolüne çocuğu da götürün diyor bu arada.)

Elif bebekliğinden beri işlerini kendi kendine yapabilmesi ve bağımsız hareket edebilmesi yönünde desteklendi. Nehir doğduğu zamanlarda, Elif ; ayakkabılarını giyebiliyor, sebilden  su doldurup içebiliyor, oyuncaklarını toplayıp uygun raflara yerleştirebiliyordu.(Fazlası var, eksiği yok)  Kendi kendine yapabildikleri hem Elif’in özgüvenini geliştirecek, hem de iki çocuklu hayatımda iş yükümü azaltacaktı.

Hamilelik dönemim boyunca;  kızımın uyku, yemek ve bahçe saati  gibi anne  desteğine ihtiyaç duyduğu saatlerde,  yerimi baba ve anneanneye devretmeye başladım. Çünkü ‘Kardeş geldi, bütün düzenim değişti’ algısı yaşamasından korkuyordum.  Bu durum bana hastane ve lohusalık döneminde büyük kolaylık sağladı. Nehir’in ilk günlerinde bol bol emzirip anne-bebek bağımızı geliştirirken; Elif de önceden de alışık olduğu şekilde anneanneyle yemek yedi, babasıyla gezmeye gitti.

Doğuma gitmeden önce (anlamadığını düşünsem bile) ona nereye gittiğimi anlattım. Hastanede kaldığım dönem beni ziyarete gelip kardeşiyle tanıştı. Bol bol fotoğraf çekilip anneannesi ve babasıyla eve döndü. Aylar öncesinden Elif’in uyku rutinini de babaya yıktığımdan bu konuda zorlanmadık. (Ama yaşı daha büyük olsaydı hastaneden eve dönerken zorlanabilirdi. Bu ayrılığı da iyi planlamak gerek.)

orhan gürbüz ve elif

Ben nedense  “Kardeş sana hediye getirdi.” uygulamasına pek anlam veremiyorum. Çocuğa göz göre göre yalan söylemek değil de nedir bu? El kadar bebeğin kendisine hediye getireceğine 5-6 yaşındaki çocuğu bırak 18 aylık Elif bile inanmaz. Peki ben ne yaptım? Elif beni hastanede görmeye geldiğinde babasıyla aldığımız yeni bir oyuncağı ona verdim. “Kardeşin çok yakında burada olacak. Sen kardeşini beklerken, bu oyuncakla oynayıp vakit geçirebilirsin.” dedim. (Yokluğumda kuzeni Efeyle vakit geçirip mutlu mesut  oyuncaklarla oynamışlar. Yalnız itiraf edeyim, hem etkilenmesin diye o kadar uğraşıp hem de “Anneyi hiç aramıyor bu çocuk.” diye dertleniyorum bazen… )

Hediye demişken doğumda kendi ellerimle hazırladığım hediyeliklerden dağıtmıştım. Şeker, kokulu taş vs… Bir de sukulentlerimiz vardı, doğumdan çok önce sipariş ettiğim… Doğuma hazırlanırken Elif’le zaman zaman hediyelik sukulentlerimizi suladık. Sularken de ona anlattım: “Bu çiçekleri kardeşin ve seni görmeye gelen misafirlere vereceğiz.” Bu etkinlik inanılmaz hoşuna gitmişti. Aslında yaşı biraz daha büyük çocuklara, kardeşi beklerken yapılabilecek çok güzel bir etkinlik olabilir bu. Gebelik boyunca bakımı kolay ve nispeten hızlı büyüyen  bir bitki edinip birlikte bakımını üstlenebilirsiniz.  Çocuğunuz bir kardeş için aylarca  beklemeye anlam veremeyebilir. Ama  bir bitkinin tohumdan,  gelişmiş bir canlıya geçişini gün gün gözlemleyerek zaman kavramını daha iyi oturtabilir. Ayrıca beklemek eğlenceli hale gelir. “Bu tohumu birlikte sulayıp severek büyüteceğiz. Yeterince büyüyüp boyu senin dizlerine kadar geldiği zamanlarda (Burayı destekli uydurun, doğumla örtüşsün.)  kardeşin de aramıza katılmaya hazır olacak. Ben de kardeşini karnımda büyütüyorum tıpkı bu bitkiyi büyüttüğümüz gibi… 5-10 yıl sonra üçüncü çocuk diye tutturursam kesin uygulayacağım bu fikri 🙂

zeynep gürbüz elifin kardeşiÇocuk doğana kadar kırk takla attık da doğdu her şey yoluna mı girdi? Hayır… Bu sefer de dış mihrakların etkisi altında kaldı yavrumuz. “Ay Elif sen çok güzelsin, bu kız çirkin.” , “Kardeş geldi pabucun dama atıldı.”, “Sen artık abla oldun. Yardım edeceksin annene.” , “Ağlarsan oyuncağı kardeşine veririm.” gibi ne cümleler duydu bu kulaklar… Hayır, bizim kız dilli. Bir gün dönüp:  “Madem çirkin sevmeyeyim bu kardeşi.” derse hiç şaşırmam.  Eğer sizde de böyle şeyler yaşanıyorsa, uygun bir dille bunun yanlış olduğunu hatırlatın. Şahsen ben yapamıyorum. İçime atıp, şiştikçe şişiyorum.

Bir de çocuk yanında emzirme meselesi var ki bu konuda da dış mihraklar bizden çok çok bilgili. “Aman kızın yanında emzirme canı çeker.”  Ben bu konuda “Hı hı tamam.” diyip bildiğini yapan biri olarak, kızımın yanında emzirdim. Odaya kapanıp emzirsem,  Elif o odayı başımıza yıkar zaten. “Ne yapıyorsunuz siz bakim orda gizli gizli?”  Al sana bir travma daha… Gerek yok gizli kapaklı işlere. Net olalım. Elif – gördüğüm en meme sever çocuk olarak – şöyle bir baktı önce  memelere… sonra döndü arkasını gitti. Ertesi gün yaklaştı biraz dokunup oynadı, gitti. Sonraki gün, yanaşıp  emer gibi olunca biraz panikledim. “İstersen göğsüme yaslanıp biraz dinlen. Bende sana kitap okuyayım.” dedim. Kalbim küt küt kitap okudum. Neyse ki konu kapandı gitti.

Emzik olayımız çok daha zordu. Nehir iştahla cuk cuk emzik emerken, Elif duruma kayıtsız kalamadı. Birkaç kez ağzından çekip kendi emmeye başladı. (Doğduğundan beri emzik biberon tutmayan kızdan bahsediyorum.)  Ben net bir tavırla onun Nehir’e ait olduğunu ve  yere düşüp kirlenmemesi, temiz kalması gerektiğini anlattım ve her zamanki gibi onu başka bir seçeneğe yönlendirdim. Doğduğundan beri belki  sever diye aldığım bir milyon çeşit emzikten birini çıkarıp; “Bu senin bebeklik emziğindi. İstersen bunu inceleyebilirsin. İstersen  oyuncak bebeğinle oynarken kullanabilirsin.” dedim. Üç beş gün yalandan ağzında gezdirdi. Görmezden geldik. Artık oyuncak bebeğinin emziği oldu. Uyuturken bebeğin ağzına sokuşturuyor.

Kardeş kıskançlığı konusu yaz yaz bitmeyecek sanırım. Süreç boyunca kim bilir daha hangi boyutlarıyla karşılaşacağız.

Bu durumu normal kabul edip süreci iyi yönetebilmemiz umuduyla…

PAYLAŞ
Önceki İçerikHamile Olduğumu Nasıl Anlarım? Hamileliğin 11 Belirtisi
Sonraki İçerikSu Kızım Nehir’in Doğum Hikayesi
Doğayı, seyahat etmeyi, müzik ve dansı çok severim. Ama en çok da çocukları... Öğretmenlik bilgi ve deneyimlerimi anneliğime aktarmaya çalıştığım şu günlerde gözlemlediklerimi, araştırıp öğrendiklerimi, başardıklarımı ve çuvalladıklarımı sizlerle paylaşacağım… Umarım bu siteye göz gezdirirken hoş vakit geçirirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here